Artan jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizlikler, merkez bankalarını güvenli liman arayışına iterken, altın rezervlerini son beş yılda en fazla artıran ülkeler sıralamasında Türkiye dikkat çeken bir konuma yükseldi.
Küresel piyasalardaki dalgalanmalar ve artan jeopolitik gerilimler, merkez bankalarının rezerv politikalarında köklü değişikliklere yol açtı. Döviz rezervlerini çeşitlendirme ve olası finansal şoklara karşı korunma ihtiyacı, ülkeleri altına yönlendiren en önemli faktörler arasında öne çıkıyor.
Son beş yıllık veriler, altın rezervlerini en fazla artıran ülkeler listesinde Çin’in açık ara lider olduğunu gösteriyor. Çin, bu dönemde altın rezervlerini yüzde 357,1 oranında artırarak ilk sırada yer aldı. İkinci sırada ise yüzde 314,6’lık artışla Polonya bulunuyor.
Türkiye Üçüncü Sıraya Yükseldi
Türkiye, son yıllarda gerçekleştirdiği stratejik alımlarla altın rezervlerini yüzde 251,8 oranında artırarak listede üçüncü sıraya yerleşti. Bu yükseliş, Türkiye’nin rezerv çeşitlendirme stratejisinin ve ekonomideki dalgalanmalara karşı aldığı önlemlerin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Listede dördüncü sırayı yüzde 245,3’lük artışla Hindistan alırken, onu yüzde 105,1 ile Brezilya takip etti. Brezilya’nın yüzde 100’ün üzerindeki artış oranı, Latin Amerika ülkelerinin de altına olan ilgisini gözler önüne serdi.
Orta Doğu ve Asya ülkeleri de altın alımlarında önemli artışlar kaydetti. Azerbaycan yüzde 83,6, Japonya yüzde 80,8, Tayland yüzde 80,6, Singapur yüzde 77,3, Irak yüzde 74,6, Katar yüzde 73 ve Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 51,7’lik rezerv artışıyla listede üst sıralarda yer aldı.
Avrupa’da ise Macaristan yüzde 78,5 ve Çek Cumhuriyeti yüzde 62,8’lik artışlarla dikkat çekerken, Polonya’nın ikinciliği kıtanın altına olan ilgisini teyit etti.
Ukrayna savaşı nedeniyle ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalan Rusya’nın altın rezerv artışı ise yüzde 55,4 seviyesinde kaldı. Uzmanlar, Rusya’nın mevcut rezervlerinin zaten yüksek seviyede olmasının ve yaptırımlar nedeniyle uluslararası piyasalardaki işlem kısıtlarının bu oranın görece düşük kalmasında etkili olduğunu belirtiyor.
Merkez bankalarının altına yönelimi, küresel ekonomideki belirsizliklerin devam ettiği sürece artarak süreceğe benziyor.
